|
|
Vakt-i kadimden almadık
" bir hükümdar emretti; -en bahtiyar insan kim? bulup getirin onu, sırrını öğreneyim...
boş yere aranıldı; genç – yaşlı, erkek – kadın; hepsi az ya da çok duymuşlardı kederini hayatın….
bir yoksul insan çıktı, dedi ki; - o mutlu benim! kendimi bildim bileli şenim….
o, tatmamıştı asla gönül yasını. şöyle incelediler onun iç dünyasını;
sordular: olmamışsın dünyada mal sahibi, buna üzülmez misin? dedi şaşırmış gibi: sizi misafir etse az sürecik bir konak; ister misiniz oradan bir eşyayı almak?
sordular: kızmaz mısın hakaret etse biri? dedi: sevinirsem gerçekten vardır yeri; tanrı edep verseydi şayet böyle hayvana, benim nasıl çıkardı insanlığım meydana?
sordular: dinç olmaz ya ömrünce insan, hiç tasa etmez misin; örneğin hastalansan? dedi: bu bir laf, lütuftur.. şükran duyulur ancak.. sağlığın nimetleri, böyle anlaşılacak…
sordular: büyüttüğün evlat sana el uzatmazsa, duymaz mısın hiç keder? dedi: kim bu emeğinden karşılık beklemiş? sonra hiç olur mu şefkatin adı alışveriş?
sordular: yanmaz mı için, fenalık yapsa karın? dedi: bazen kör olur gözleri insanların… gövdemiz parçası bile bize değilken sadık, ayrı doğan kimseden vefa beklenmez artık…
sordular: dileğini tanrı yapmazsa şayet, o gün kara bahtından etmez misin şikayet? dedi: sadaka versen fakire her ay başı; bir kere unutursan, çatılmalı mı kaşı?
sordular: bir sevdiğin gözlerini kaparsa, etmez misin hiç tasa? kapılmaz mısın yasa? dedi: ağlar mısınız bir borcu ödeyince? orda kavuşuruz, fazla elemem ince….
sordular: peki ya neye tasa edersin? dedi: kim alamazsa hikmetini bu dersin, ona üzülürüm ki kaç yıl rüyada koşmuş… uyanınca görecek ki, hayatta her şey boşmuş…"
Bir sır var, çözdüklerimizden başka!
|